|
Kendime Yeni Bir Ben Lazım 30.11.2007 - 11:01 Bugün yine aynı saatte uyandın. Pantolonun aynı yerdeydi. Giyindin. Aynı lavaboda, köprünün altından akan kimbilir kaçıncı suyla yüzünü yıkadın. Aynı evin, aynı koridorunu adımladın. Aynı kahvaltı menüsünden aynen dünkü gibi... Hiç kimse neden kahvaltıda hep aynı şeyleri yediğini düşünmezdi, sen de düşünmedin. Bombalı bir saldırıyla uyanmadığına, bir depreme, yangına, düşman işgaline maruz kalmadığına şükürler ettin.
Köşebaşında bekleyen yaşlı adam, her gün olduğu gibi yine aynı sözlerle selamladığına göre seni, hayatın normal akışı sürecek anlaşılan. Bu adamın her gün nasıl böyle güleryüzlü olabildiği hayret vericidir; sanki hanımıyla hiç kavga etmez, çocuklarının en küçüğü hayırsız evlat çıkmışmış, üzülmez; her halükarda rızkı ayrılmışçasına umarsızdır. Ve evet... Bu adam, tek işi buymuşçasına her gün aynı çıldırtıcı yüzü takınıp köşede seni selamlamak için var olur.
Ellerini ceplerine yine aynı edayla attın. Üç beş kuruş dokunduğuna göre ellerine, meteliğe atacak kurşunun yok. Ekonomiyi öcüler filan yememiş, hâlâ yerli yerinde. Bu demektir ki cebindeki paran bir gecede devalüe revalüe mevalüe olmamış. Hem, yüce devletin hidrografi ve oşinografi dairesi rapor ediyor: Epey bir süre fırtına filan beklenmiyormuş. Keyifle öttürdün ıslıklarını. Yüzüne vuran rüzgar içini üşüttü ve memurane bir şekilde ceketini ilikledin. Islığın her zamanki türküyü söylüyordu.
Rutinin dışına çıkmak rahatsız eder herkes gibi seni de. Uyku saatin değişince dünyan kararır. Her gün gözün kapalı bulduğun pantolonunu yerinde bulamazsan hanımı suçlarsın. Sular kesikmiş... Belediyeye küfürler savurmak için iyi bir fırsat işte... Oysa şükredecek ne çok şeyin var! Her şey bıraktığın gibi, beklediğin gibi, umduğun, bulduğun gibi... Köşedeki kahrolası adam bile orada işte. Bundan âlâ mutluluk olabilir mi?!
Yaşlı dünyamızın bile bir rutini var. Güneş doğduğu yerden sıkılıp yer değiştirdiğinde, yani rutini bozduğunda işte o gün kıyamet kopacak. Rutinlerimiz dokunulmazdır. Kıyameti kaldıracak kadar güçlü olduğumuzdan emin değilizdir çünkü.
Ne ki asıl kıyamet hayatımız kaydığında kopuyor. Görmeye alıştığımız şeyleri kaybettiğimizde öyle bir çöküntü yaşıyoruz ki altında kaldığımız kolonlar can evimizi burun deliklerimize kadar taşıyor. Fakat can veremiyoruz; hayata asılı bir tarafımız hep var. Ve alışmaya, unutmaya namzediz hepimiz. Dünyayı yeniden kurmak, rutin ve korunaklı hayatımıza dönmek için can atmaktayız.
Bunlar senin düşüncelerin değil tabi ki. O zaviyeden bakmak öykü kahramanının değil, yazarın işi olmalı. Sen beriki taraftasın.
Her günkü gibi işe gitmek üzere bir dolmuşa atladın. Yürümek büyükşehirler için artık nostaljik bir anı, taksi tutmak senin gibi biri için lüks bir ameliyeye dönüşmüşken dolmuş her gün imdadına yetişiyor işte. Dolmuş da olmasaydı ne yapardın, bilmiyorum.
Dolmuşun içi yine vıcık vıcık. Her gün aynı rezilliği çekmekten usanmadığını belli edercesine gülümsüyorsun. Zorluklara gülümsemeyi marifet mi sayıyorsun yoksa? Ayaktasın, itilip kakılıyorsun, lüzumsuz muhabbetleri kulak ardı edemiyorsun, radyo nasılsa arabesk perdeden çalmıyor, bir pazar çantasından süzülen sarımsak kokusu, ter kokularını yenmek için mücadele veriyor, ön sıradaki genç, yer verir mi diye ikide bir dürtükleyen şişman ve yaşlı kadına inat gazetesinin spor sayfasını yudumluyor, caddeler atıştıran yağmurla ışıldıyor.
Birazdan her zamanki işinin her zamanki bürokratik kademesini teşkil etmek üzere gri devlet binanda olacaksın. Arkadaş sohbetlerinde istemeye istemeye yine Fenerbahçe'den tarafta duracaksın. (Oysa sen Beşiktaşlı değil miydin?) Akşamki maçın her zamanki hakem hatalarına kurban gittiğinden yakınacak, "Avrupa'da bunlar olmuyor" edebiyatı parçalayacaksın. "Avrupa Birliği'ne bizi bu gidişle çok alırlar" diyen arkadaşlarını nedense haklı bulacaksın. Ve sonra dosyalarına gömülmüş önemli insan pozlarına bürünüp, dışarıdayken aynı safta durduğun insanları gözlük üstü bakışlarınla yiyeceksin.
Rutinlerin mabedi bina köşeden usulca başını uzatırken dolmuştan inmeye hazırlanıyorsun. Birden acı bir fren kulakları çınlatıyor. Şoför öndeki arabaya okkalı bir küfür fırlatıyor. Radyodaki şarkıcı bayan, küfürden yüzü kızarmamışçasına kayıtsız, kıvırttıkça kıvırtıyor:
"Kendime yeni bir ben lazım." |