Zaman

09.04.2008 - 14:28

Tartıştıkları gecenin sabahıydı gelen. İnsanı çıldırtan maviliği ve ışıltısıyla, bugün yüreklere adeta kasvet serpen gök çatısı altındaki evlerinin geçirdiği en şiddetli sarsıntıydı bu. Adam son söz olarak sanki bir duvara "boşanıyorum senden" diye bağırmış, sesine akis olarak gelen "ne halin varsa gör" cümlesini ise anlayamayacak kadar başının döndüğünü farketmemişti. Arkası uzun bir sessizlikti. Ayrı odalarda, kuşkusuz uyanık geçirilen birkaç saatin ardından gelen yeni günün, her ikisini de selamlamaması bu yüzdendi.

Kadın, bir uyurgezer edasıyla, bir şey takip ediyormuşçasına kayıtsız, kalkıp mutfağa yöneldi. Alışkanlık eseri olduğu sanılan bir hareketle salatalıkları yıkayıp ince ince soymaya ve doğramaya başlayıverdi. Bedeni hareket halinde, ruhu bilmem nerede olduğu halde bir zaman dolaştıktan sonra ruh ve bedeninin buluşmasının yüreğine 'cız' dedirten bir kızgın şiş dokunuşu etkisi yapması, irkilip kendine gelmesine neden olmuştu. Yakın çekimle kameralara yakalanabilen birkaç damla gözyaşı ise, reyting kaygısı güden yemlere fit, hele de duygulu insan artıpuanı almak için riyakarca nemlenen timsah gözlerinden dökülüyor değildi.

Adam derseniz, acelesi gelmiş gibi evden çıkan güçlü bir erkeğin sorun etmeyen görüntüsünü giyinmeyi unutmuş, ev hali beyazlığında karşı pencereye donuk donuk bakmaktaydı. Uçuşan martılar ve dalgalanan deniz, yanan bir geniz eşliğinde; piknikte içilen sıcak çayın anca dil yakan acısından ibaretti onun için. Oturduğu koltuk alabildiğine küçülmüş, canlanıp canavarca yükselen kolçaklar bedenini kavrayıp bir kabrin içine iteliyor gibi olmuştu. Karabasandan uyanan faltaşı gözlerini bedenine lokomotif edip kendini karşı pencereyle burun buruna getiren ani hareketi yapmıştı sonra. Canavarın kollarından kurtulduğu için sevinç naraları atamayışını ise pek garipsemişti.

Pencere önünde duran sepeti eline aldığı gibi açık pencereden aşağıya sarkıtıverdi. Her günkü saatinde bakkalın camında beliren kayık, az sonra alışıldık yükünü yüklenmiş ve yukarı doğru hareket için hazır olduğunu seslenmişti. Adam ipi çekmek üzereyken birden bir şey hatırlamış gibi başını pencereden dışarı attı ve bakkalın yeniyetme çırağına gazetelerin olduğu tarafı işaret eden kibar ama yüksek bir sesle:

- Zaman verir misin bana lütfen?, cümlesini uzattı.

Mutfaktaki bıçak sesi aniden kesildi, kasvetli gök maviliği bir anda suluboya bir tablonun insanı durultan güzelliğini giyindi. Sevinçli gözlerin sahibi kadın, bütün gece duymak istediği cümleyi bulmuşçasına neşeli, içeri odaya seslendi:

- Elbette sevgilim, ne demek, diye... "Değil mi ki o, her şeyin ilacı..."

« Anasayfa


Toplam 2 yorum yapılmış. Yorumların tamamını görüntülüyorsunuz.

önemli

edebiyat degil senkronizasyon

murat (15.01.2009 - 21:28)


esrarengiz

Kelimelerin uyumu, benim dişlerimin birbiriyle olan uyumundan daha nizamlı ve kusursuz. İşte böyle bir yazıya ancak edebiyat deniyor olmalı...

vehbi (08.06.2008 - 22:54)